İçereği Atla

Gümrük Limiti Kaldırıldı: Üreticiyi Koruma mı, Engelleme mi?

Bir Lojistik Öğrencisinin Gözünden Yeni Gümrük Yasası, Ar-Ge Engelleri ve Dünyadaki Üretim Ekosistemleri
20 Ocak 2026 yazan
Ufuk Arda Şimşek

Bu yazımda sizlere; yeni gümrük yasasından, neden böyle bir yasa koyulmasına gerek duyulduğundan ve dünyadaki diğer ülkelerin nasıl bir yol izlediğinden, bir lojistik yönetimi öğrencisi olarak kendi perspektifimden bahsedeceğim.

Yeni Gümrük Kararı: 0 Euro


Yeni yasaya göre, daha önce 27 Euro olan yurt dışından ürün getirme hakkınız, Resmî Gazete’de yayımlanan 10813 no.lu karara göre artık tamamen kaldırıldı. Karar, 6 Şubat’tan itibaren yürürlüğe girecek. Bu kararın alınmasındaki gerekçe olarak ise “yerli üretimin korunması, haksız rekabetin önlenmesi ve cari açığın azaltılması” gösteriliyor.

Bildiğiniz gibi, öncesinde “basitleştirilmiş gümrük beyannamesi” limiti - yani bir e-ticaret sitesinden ürün aldığınızda kargo firmasının sizin yerinize gümrük işlemlerini yapabilme sınırı - 150 Euro’dan 30 Euro’ya düşürülmüştü. Daha sonra bu limite kargo bedeli de eklenerek sınır pratikte 27 Euro’ya çekilmişti. Bugün geldiğimiz noktada ise bu hak tamamen kaldırılmış oldu.

Yeni Yasa Günlük Hayatımızı Nasıl Etkileyecek?


Yasa değişikliğiyle birlikte, yurt dışından bireysel alışveriş yapma devri fiilen kapanmış oldu. Bundan sonra yurt dışından ürün getirmek istediğinizde, bir gümrük müşavirliği firmasıyla çalışmanız ve standart ithalat prosedürlerini uygulamanız gerekecek.

Yeni Yasa Kimi, Nasıl Etkileyecek?

Öncelikle Türkiye’de yaşayan herkes bu yasadan etkilenecek. Son kullanıcı olarak, AliExpress, Temu gibi e-ticaret sitelerinden 100–200 TL’lik ürünleri eskisi gibi yalnızca parasını ödeyerek ve hiçbir ek işlemle uğraşmadan satın almak artık mümkün değil.

Bu yasa değişikliğinden en çok etkilenecek grupların başında ise öğrenciler ve Ar-Ge yapan kişiler geliyor. Bu kişiler artık yurt dışından prototip üretimi için gerekli parçaları kolayca temin edemeyecekler. Maalesef her parçayı ülkemizden temin etmek mümkün değil. Bu durumda Ar-Ge yapanlar ya Türkiye’de bu ürünleri satan yerlerden çok daha pahalıya satın almak zorunda kalacaklar ya da faaliyetlerini sonlandıracaklar.

Bu tabloda asıl kazanan yerli üreticiler değil; hazır ürünleri yurt dışından ithal edip içeride satan aracı firmalar oluyor.

Yurt Dışından Nasıl Ürün İthal Edilir?

Gümrük prosedürüne göre ürün getirme sürecini kısaca özetlemek gerekirse;

  • Nakliye: Öncelikle almak istediğiniz ürünleri Türkiye’ye naklettirmeniz gerekir.
  • Antrepo: Ürünlerinizi ülke içinde bir antrepoya (gümrüklü depo) indirmeniz gerekir. Antrepodaki ürünler, vergileri ödenmemiş ve gümrük işlemleri tamamlanmamış ürünlerdir. Antrepoda ürün bekletmenin maliyeti ise oldukça yüksektir.
  • Gümrük Müşaviri: Depoda bekleyen ürünleriniz için bir gümrük müşaviriyle anlaşarak gümrük işlemlerini tamamlamanız ve vergilerini ödemeniz gerekir.
  • Belgelendirme: Ürünlerin sıfır olması büyük önem taşır; ikinci el ürün ithalatı çok daha sıkı izinlere tabidir. Ayrıca ürünün menşe belgesi, GTİP kodu gibi belgelerin de temin edilmesi gerekir.

Tüm bu prosedürlerin maliyeti, çoğu zaman getirmek istediğiniz ürünün bedelinden daha yüksek olacaktır. Ayrıca düşük bedelli “ucuz” ürünler için sizinle çalışmak isteyecek bir gümrük müşaviri bulmak da oldukça zordur.

Dünyadan Örnekler: Üreticiyi Kazandıracak Modeller


Bakanlık açıklamasında “yerli üretimin korunması” vurgusu yapılmıştı. Ancak bir lojistik öğrencisi olarak şunu söylemeliyim: Sadece gümrük duvarlarını yükseltmek, yerli üreticiyi korumaya yetmez; aksine rekabeti azaltarak fiyatların yükselmesine neden olur. Peki, dünya devleri üreticilerini nasıl gerçekten koruyor ve küresel pazarda öne çıkarıyor?

Make In Indıa Modeli

Hindistan, 2014 yılında “Make in India” modelini tüm dünyaya duyurdu. Bu modelin amacı, Hindistan’ı dünyanın üretim merkezlerinden biri hâline getirmektir. Bu hedefe ulaşmanın yolu ise ülkedeki yerli üretimi artırmaktan geçiyor. Bu doğrultuda, hazır ürün ithalatına yüksek vergiler uygulanırken; yarı mamul ürünlerin ithalatında ise neredeyse hiç vergi alınmıyor.

Örneğin; son kullanıcıya satılmaya hazır, kutulu ve sıfır bir telefonu ithal etmek istediğinizde %20 gümrük vergisi ödemeniz gerekir. Ancak telefonu üretmek için kullanılacak parçaları (ekran, anakart vb.) ithal ederseniz, ödeyeceğiniz vergi %0 ile %5 arasında değişir. Bu durumda, hazır ürün almak yerine parçaları ithal edip Hindistan’da montaj yapmak çok daha avantajlı hâle gelir.

Ayrıca Hindistan, gümrük süreçlerini dijitalleştirerek ve basitleştirerek yabancı yatırımcıyı ülkesine çekmeye çalışıyor. Bu modeli, “devletin yabancı yatırımcıya kolaylaştırıcı rol üstlenmesi” şeklinde özetleyebiliriz. Projenin ilerleyen aşamalarında ise lojistik altyapının geliştirilmesiyle, üreticilerin küresel tedarik zincirleri kurmaları hedefleniyor.

Çin'in Pilot Bölgeleri

Çin Ticaret Bakanlığı (MOFCOM) verilerine göre, Çin’de 2026 yılı itibarıyla 165’ten fazla e-ticaret pilot bölgesi bulunuyor. Bu bölgelerin amacı; yerli üreticilere faturasız işlem ve vergi muafiyeti sağlayarak ihracatı teşvik etmektir. Ayrıca devlet, bu bölgelerde faaliyet gösteren firmalara Ar-Ge teşvikleri de sunmaktadır.

Bunun yanı sıra Çin, üreticilerini denizaşırı ülkelerde lojistik depolar kurmaya da teşvik ediyor. Bu politikanın amacı; ürünlerin son kullanıcıya doğrudan Çin’den değil, farklı ülkelerdeki depolar üzerinden ulaştırılmasını sağlayarak hem taşıma maliyetlerini düşürmek hem de teslimat sürelerini kısaltmaktır.

Örnek vermek gerekirse; Çinli bir firma olduğunuzu düşünün. Bir e-ticaret pilot bölgesinde üretim yapıyor ve ürettiğiniz ürünleri, devlet teşvikleriyle düşük maliyetlerle kurduğunuz Avrupa’daki depolara gönderiyorsunuz. Henüz müşteriler sipariş vermemiş olsa bile, ürünlerinizi deniz taşımacılığıyla önceden farklı ülkelere dağıtıyorsunuz. Müşteri siparişi geldiğinde ise ürünü doğrudan Çin’den göndermek yerine, müşteriye en yakın depodan sevk ediyorsunuz. Bu sayede lojistik maliyetler ciddi ölçüde düşüyor ve teslimat süresi hızlanıyor.

Sonuç


Sizlere 2 ayrı ülkenin 2 ayrı modelini anlattım. Hindistan modeli ülkedeki üretimi teşvik etmek üzerine, Çin modeli ise ülkedeki ihracatı teşvik etmek üzerine. Fakat, düşündüğünüz zaman ikisi de aslında aynı amaca hizmet etmekte. İkisi de ülkelerini dünyanın üretim merkezi haline getirmeyi amaçlayan modeller. Madalyonun iki farklı yüzü şeklinde özetleyebiliriz.

Hindistan, Çin'in erken aşamalarında gibi düşünebiliriz. Amaçları öncelikle ülkedeki üretimi arttırmak, hazır ürün alımını azaltmak. Çin ise üretim işini çoktan çözmüş, dünyaya ucuza dağıtmak için ağ kurmak istiyor. Fakat daha önce de vurguladığım üzere ikisinin de amacı yerli üreticilerini desteklemek.

Maalesef ülkemizde yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya geçmek için 6 Şubat'ı bekleyen "0 Euro" modeli, daha önce de dediğim gibi yerli üreticiden çok, ithalat yapan aracı firmaların işine yaracak bir uygulama olacak gibi gözüküyor. Ülkemizdeki Ar-Ge faaliyetlerini desteklemek amaçlı, en azından üniversitelere, meslek liselerine ve bazı şirketlere muafiyet uygulanması gibi çözümler düşünülebilir.  

Kaynakça ve İleri Okuma:

Küresel RAM Krizi ve Tedarik Zinciri Kırılması: Çip Krizi Nedir?
Devlerin Kapasite Savaşı: Google, Otomotiv Sektörü ve Tüketicinin Çıkmazı